|
MİLLETİMİZE,YURDUMUZA,BÜTÜN İNSANLARA KARŞI ÖDEVLERİMİZ
Millet,bir vatan üzerinde yaşayan büyük bir ailedir.Bir aile içinde yaşayanlar nasıl birbirlerini candan severler ve sayarlarsa vatandaşlar da öyle olmalıdır.Birisinin bir yeri incinse,bundan bütün vatandaşlar bir vücut gibi acı ve sızı duymalıdır.
Kendi iyiliğimizi nasıl düşünürsek,milletimizin iyiliğini de öyle düşünmeliyiz.
Milletinin dertleriyle dertlenmeyen,sevinçleriyle sevinmeyen kimselerden hayır yoktur.
Milletimizin yurt içinde ve yurt dışında,her zaman şerefini korumaya,ününü yükseltmeye çalışmalıyız.milletimize,yurdumuza hizmet etmeyi,en büyük şeref saymalıyız.Vatanımızın herhangi bir hizmetine çağrılırsak seve seve koşmalıyız.
Millet ve yurt menfaatini ,kendi menfaatimizden,millet ve yurt malını kendi malımızdan üstün ve önde tutmalıyız ve kendi menfaatimizi milletimizin menfaati içinde aramalıyız.
Millete ait eşyayı,camileri ve okulları tarihe mal olmuş yapıları,yolları ve köprüleri,ormanları korumalı ve bunların üzerine titremeliyiz.
Millet parasını boş yere harcamaktan sakınmalıyız ve bilmeliyiz ki milletin malı Allah’ın bize bir emanetidir:emanete hıyanet etmek ahlâksızlığın en büyüğüdür.
Dinimiz:başka milletlere bütün insanlara karşı iyi davranmamızı,şefkatli ve merhametli olmamızı ister.
İnsanların saadetini ve iyiliğini istemek bir insanlık ödevidir.
Haksızlığa uğramış fakir milletlere acımak,büyük bir felaket karşısında kaldıkları zaman kendilerine elden gelen yardımı yapmak da böyledir
İnsanın hayırlısı,insana hayrı dokunandır.
Ey Ulu Tanrı’mı;bize dünyada da,âhiirette de iyilik,dirlik düzenlik ver,cehennem azabından rahmetinle bizi koru..
Kültür,bir cemiyetin,dil,terbiye,âdet ve san’at gibi duygularından doğmuş,sonra da işlene işlene o toplumun hayat tarzı haline gelmiş,hemen her parçası çok ehemmiyetli bir kısım esasların bütünüdür.Bu esasları görmemezlikten gelmek körlük,toplumu onlardan uzaklaştırmaya kalkışmak se onu şaşkına çevirmek demektir.
Fertleri birbirini sevmeyen ve biri diğerinin aleyhinde olan,birbirine karşı emniyet ve güven hissetmeyen milletler,hakiki mânâda millet olamadıkları gibi istikbal va‘d etmeleri de söz konusu değildir.
Vadedip yerine getirmedi deme! Vadedip yerine getirmediklerini düşün!
Bir millet,istikbalinin emanetçileri olan genç kuşaklara,müsbet ilimleri talim ediyor gibi,iniş ve çıkışları,tırmanış ve düşüşleriyle bütün bir geçmişlerini de öğretebiliyor,hasımlarından gördükleri ihanet,gadir ve maddi manevi her türlü tahrifatı yine onların metafizik gerilimleri hesabına kullanabiliyorlarsa,geleceği adına müsbetlerden müsbet en mükemmel işi yapmış olur.
Bir millet, dünüyle içli-dışlı olduğu,hassasiyetle özünü koruduğu sürece,yarınlarını teminat altına almış ve varlığını en sağlam temeller üzerine oturtmuş sayılır.Geçmişini görmezlikten gelip dününü bütün bütün unuttuğu ,ruh kökünden uzaklaşıp özüne yabancılaştığı sürece de ,her esen rüzgârla yer değiştiren çer-çöp gibi savrulup durur ve kat’iyen istikbal vaat edci olamaz.
Hars,bir milletin kendisine has çizgide gelişip yükselmesinde sık sık başvuracağı önemli bir kaynaktır.Millet hayatının âhenk ve istikametiyle ,kültür kaynağının duruluğu arasında her zaman sıkı bir münasebet mevcut olmuştur.
Millet çapında meydana getirilmek istenen her hamle ve harekette,”tarih şuuru”raylarına bağlılığa fevkalâde önem verilmeli ve Milli Hars perspektife alınmadan herhangi bir değişikliğe gidilmemelidir.
Tarih şuuru geçmişle geleceği bağlayan bir köprü mesabesindedir.Bu köprüyü kurup koruyamayan milletlerin,öbür sahilde gidip nereye alabora olacaklarını kestirmek oldukça zordur.
Milletçe dert ve sıkıntılarımızın kaynağı,düşünce hayatımızın gerçek kaynağı,düşünce hayatımızda fikir dilenciliğinden kurtulamamada ;bize ve tarihimize rağmen ,plân ve projelerimize ,el âlemden mimar aramada;varlık ve bekamızın esasını teşkil eden cevherlerin , en amansız erozyonlarla akıp gitmesine seyirci kalmada ve her türlü yabancılaşmaya karşı açık olmada aranmalıdır.
Bir milletin ıslahına,fenaları imhâ etmekle değil,nesilleri milli hars ve milli terbiye ile insanlığa yükselterek hizmet edilmelidir.Din,tarih şuuru ve gelenekler halitasından ibaret mukaddes bir tohumu,yurdun dört bir bucağında çimlendirmedikten sonra ,imhâ edilen her fenanın yerinde birkaç tane yenisi bitecektir.
Fert olarak ilelebed-ölmemezlik elimizden gelmediği gibi , sonsuza kadar MİLLİ İHTİŞAMIMIZI sürdürmemiz de mümkün değildi ve düşünülemezdi.Önemli olan, milletçe ,milli hasletlerimizle çeşit çeşit ölümleri atlatarak bugünlere kadar ayakta kalabilmemizdir.
Yaşama mücadelesi veren ve yarınlara ulaşmak isteyen her millet,ancak kendi güç kaynaklarına;kendi mânâ kökenlerine, kendi dinine,kendi imanına,kendi azmine dayandığı ölçüde mevcudiyetini devam ettirebilir.Aksine ne ayakta kalması, ne de varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Millet çapında meydana getirilmek istenen her hamle ve harekette “tarih şuuru” ‘na bağlılığa fevkalâde önem verilmeli ve milli hars perspektife alınmadan herhangi bir değişikliğe gidilmemelidir.
Bir milletin gelişip ilerlemesi ,o millet fertlerinin fikri ve hissi sahada terbiye görmelerine bağlıdır.Fertlerinde düşünce ve iç aydınlığı gelişmemiş milletlerin terakki etmesi de beklenemez.
Milletlerin yükselmesinde,millet fertlerinin ,gaye ve hedef birliğine varmış olması şarttır.Birinin ak dediğine,diğerinin kara dediği bir toplumda,kâh sağa,kâh sola toslamalar olsa bile,kat’iyen yükselme ve gelişme kaydedilemez.
Her millet ülkesini,insanını ve milli değerlerini onlara emanet edeceği genç kuşakları ,kendi düşünce dünyası isti kâmetinde ve kendi harsıyla yetiştirme mecburiyetindedir.Yoksa o milletin gelecekte kendi olarak kalması mümkün değildir.
Nesillerin yetiştirilmesinde heen hemen herkesin kabul ettiği iki hayati müessese vardır ve önemleri itibâriyle birini diğerine tercih etmek de oldukça zordur.Bunlardan biri yuva ,öteki de mekteptir.
Mektebin ilk vazifesi,çocuğun duygu ve düşünce dünyasına serpilen iyi tohumlarını korumaya alınıp geliştirilmesi,fena tohumların da ayıklanıp temizlenmesi olmalıdır.Olmalıdır ki;yıllarca çocuğun şuur altında çimlenen iyilik ve güzellik nüveleri çürüyüp bozulmasın,fenalık ve kötülük tohumları da boy atıp gelişmesin.
Bir milletin devam ve bekası iyi yetiştirilmiş nesillerle kaimdir.Milli varlığı ve milli ruhu mükemmelleştirilmiş iyi nesillerle, milletler geleceklerini emanet etmek üzere mükemmel bir nesil yetiştirememişler ise istikballeri karanlık demektir.Hiç şüphe yok ki nesillerin iyi yetiştirilmesinde en birinci vazife ana –babalara düşmektedir.
Bir milletin yükselip alçalması,o millet içindeki genç kuşakların alacağı ruh ve şuura ,görecekleri talim ve terbiyeye bağlıdır.Gençlerini iyi yetiştirmiş milletler her zaman terakki etmeye namzet olmalarına karşılık,onları ihmal etmiş milletlerin bir adım dahi ilerlemelerine imkân yoktur.
Bir milletin geleceği hakkında kehanette bulunmak isteyenler,o milletin gençlerine verilen terbiyeye baksalar,hükümlerinde yüzde yüz isabet ederler.
Türk Dili en güzel,en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir.Onun için her Türk ,dilini,çok sever ve onu yükseltmek için çalışır.Bir de,Türk Dili ve Türk Milleti için mukaddes bir hazinedir.Çünkü Türk Milleti geçirdiği nihayetsiz badireler içinde,ahlâkının ,ananelerinin,hatıralarının,men-faatlerinin ,vel hasılı bugünkü milliyetimizi yapan her şeyin, dil sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor.Türk Dili,Türk Milletinin kalbidir.Zihnidir.(Atatürk) Standart dergisi sayı 419 s.81
Bir milleti ayakta tutan unsurların başında,o milletin dili,dini,gelenek,görenek ve töreleri vardır.Vatan denen toprak üzerinde yaşayan milletler,bu unsurlarla kaynaşırlar,bütünleşirler ve birbirlerine karşı saygı ve sevgi beslerler.Vatanı olan bir milletin fertleri bu unsurlarını yabancılar yok etmeye çalışırsa,o millet kendi vatanında birbirlerine karşı yabancı olur.Türkçe konuşulmayan bir kara parçası ,Türk töre,gelenek ve göreneklerinin yaşamadığı bir yer,Türk’ün özgürce dolaşamadığı ,serbestçe ibadetini yapamadığı,bağımsız bir ülke Türk’ün vatanı değildir.
Münevverler;ekseriyeti idare edeceği yerde,onu takibe kalkarsa inhitat başlamış demektir.(Gustave Le Bon)FİKİRLER C.3.SAYI 67 S.28 İZMİR 1 N.SAN 1931
İçtimaiyatçılar,bir millete ittihat ve kuvvet veren idealleri;onları ayıran hakikâtlere faik bulurlar.(Gustave Le Bon) İZMİR 1 NİSAN 1931
Mektep başlı başına bir âlemdir ve mukaddes bir ocaktır.Bir milletin bütün ümitleri ve istikbâli bu ocağa bağlıdır.Çocuklarımızın yarını da bu mukaddes ocağın vereceği terbiye ile ilgilidir.Bizim vazifemiz binbir müşkilat içinde çırpınan bu mukaddes ocağa hürmet etmek,ona elimizden gelen yardımı esirgememektir.
Herkes uluorta mektebe ve muallime yan gözle bakarsa,aklı eren ve ermeyen,salahiyeti olan ve olmayan bu mukaddes yuvaya hücum ederse,mekteplerimizden hayır bekleyemeyiz.
Mektebin kuru tenkitçilere değil,dostlara ve dostların müzaheretine ihtiyacı vardır. Mektep analardan ve babalardan ne derece müzaheret görürse,o derece iyi inkişaf edeceklerdir.
DEVRİM OTOMOBİLİNİN HİKÂYESİ
27 Mayıs 1960 ihtilâlinden hemen sonra,Milli Birlik komitesi ve Hükümeti başkanı Cemal Gürsel’ in emriyle Eskişehir Devlet Demir Yolları CER ATELYELERİNDE yapılan ilk Türk otomobili DEVRİM DEVLETİN bu alandaki öncülüğüne yaraşır bir tantana ile ortaya çıkıyor,gazetelerin başlık üstü ve ilk yarım sayfası ,zaman zaman tamamıyla bu konuya ayrılıyordu.
Devrim otomobili bütün tartışma ve politik çekişmenin üstünde ,tek başına bir Milli Mesele olarak basına uzun zaman malzeme,halka da pek büyük bir heyecan kaynağı oldu.Nihayet beklenen gün geldi ve 100 kilometreye varan deneme gezilerinden sonra,otomobil Ankara’ya getirildi.Yabancı misyonun da hazır bulunduğu bir törenle,TBMM önünde Cumhurbaşkanı için bir gezi tertip edildi.
Cemal Gürsel,Devrim Otomobili’ne bindi,bütün basın,devlet erkânı ve davetliler önünde motor çalıştırıldı ve 100 metre kadar gittikten sonra akıllara durgunluk verecek bir şey oldu.Gazetelerin yazdıklarına göre ,motordan tuhaf sesler geldi,dumanlar çıktı ve durdu.Cumhur başkanına atfedilen şu sözden başka durumu açıklayacak resmi bir beyanat da verilmedi.
- Otomobil yapıyoruz Batı kafası,benzin ikmalini unutuyoruz Şark kafası...
- Yıl 1961,Ekim 30,yani Cumhuriyet Bayramı’nın ikinci günü... Henüz Televizyon Türk toplumuna musallat olmadığı için de bu önemli olay ayrıntılarıyla ve canlı bir tarzda halkın önüne çıkarılamadı.Belki de istenmediği için,filime alındıysa da,daha sonra kamuoyundan sürekli gizlendi.
- Devrim otomobiline ne olmuştu da 100 kilometrelik deneme gezilerinden sonra,Cumhurbaşkanımızı yabancı misyonların önünde mahcup düşürmüş,milli otomotiv sanayimizin ilk müteşebbislerini dünyaya rezil etmişti?.Bunun sebebi bir türlü anlaşılamadı.Kimse üstünde sonraları durmadı.
- Türk sanayi tarihinin dönüm noktalarından biri olanDevrim otomobili seri üretime geçememişti .Ancakaradan geçen 39 yıla rağmen Eskişehir’deki son devrim’i halen çalışır bulduk ve Zaman gazetesi olarak Devrim’in testini gerçekleştirdik.Kontak anahtarıyla çalışan Devrim,direksiyonda yer alan vitesiyle yol alıyor ve gerçek motor sesi duyuluyor.Bir taraftan talihsizliği devam eden Devrim kendine halâ bir müze bulmuş değil,ama daha kilomertelerce yolu kat edebilecek durumda.
- 27 Mayıs ihtilâli ile devlet başkanı olan Cemal Gürsel’in emriyle başlatılan Türkiye’nin ilk otomobili Devrim ,bir çoğuarabasız 22 Türk mühendisinin sadece 4-5 aylıkçalışmasının ürünüydü.Betonlar üzerinde çekiçlerle dövülerek üretilen 4 adet Devrim asıl işi lokomotif üretmek olan Eskişehir Demiryolu Fabrikalarında (Tülomsaş)yapıldı. Bu iş için ayrılan ödenek ise o günün değeriyle 1400 liraydı.29 Ekim kutlamalarına yetiştirilmesi için yine ilk Türk lokomotifi ile Ankara’ya yola çıkarılan Devrim’in boyası bile Vagonlarda yapılmıştı.Devrim,Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’i TBMM önünden alıp Anıtkabir’e götürecekti.Ancak iki yüz metregidince durdu,benzini bitmişti.sarı renkli Devrim’e benzin konularak yola devam edildi.Cemal Gürsel,meşhur “Avrupa kafasıyla imal ettik,şark kafasıyla ikmal yaptık” sözünü burada kullandı.
- Devrim 1950’li yıllardan itibaren Türk Mühendislerininhayallerindeki projeydi.Tamamen dışarıdan ithal edilen otomobillerin kullanıldığı o günün Türkiye’sinde sanayii henüz emekleme çağındaydı.Lokomotif fabrikasında imal edilen,bu açıdan bir umudu temsil ediyordu.Bugün Türk gençlerinin umuda başarılara ihtiyacı var.Bir dönemin büyük başarısı Devrim ne yazık ki,bir çok insan tarafından bilinmiyor.Çünkü Tülomsaş ‘ın kendi imkânları ile bir atölyede korunuyor.oysa Türk sanayinin köşe taşlarından biri olan Devri^m’e bir sanayi müzesi bulunmalıGelecek nesillere umut olması için.
- Devrim otomobilinin üretiminde bulunan 22 mühendisten biri olan Rıfat Serdaroğlu’nun dediği gibi”Devrim ‘in bir otomobil fabrikası kurulmadan ve yardımcı sanayi oluşmadan üretilemeyeceği “biliniyordu.Amaç ise” bir toplu iğne yapamaz “ denilen Türkiye’de istenilirse bir otomobil üretilebileceğini göstermekti.Ancak bait bir ikmal sorunu,30 Ekim 1961 günü devrin medyası tarafından “ortak kampanyaya dönüşmüş ve”Devrim çalışmadı,motoru da yok”manşetlerine yol açmıştı.ismi de halk tarafından sıcak bulunmayan devrim böylece doğduğu gün ölmüş oldu.Oysa buharlı trenle Eskişehir’den Ankara’ya götürülen Devrim’lerin deposuna taşıma şartları gereği istasyondan benzinciye gidecek kadar benzin konmuştu.Ancak polis eskortu ile heyecen,ikmali unutturmuştu ve bir projenin sonunu hazırlamıştı.Daha sonra 4 Devrim,biri Eskişehir,Biri Sivas ,ikisi de Ankara demiryol fabrikalarına gönderildi,makam arabası olarak.
- Dünya otomotiv sektörünün henüz gelişme döneminde 1961 yılında Türkiye’de yapılan Devrim denemesinin üstünden 39 yıl geçti.Bugün Türkiye’de dünyanın değişik yerlerinden Türk ortaklarla eşitli markaların üretimi yapılıyor.Ancak BUGÜNE KADAR ÖZGÜN BİR TÜRK OTOMOBİLİ MODELİMİZ YOKTUR.
2.DEVRİM OTOMOBİLİ İMZA
BUGÜN 29 Ekim 1999 Cuma gecesi İmzanın Doğum Günü
Bugün 29 Ekim 1999 Cuma gecesi Türkiye bütünüyle televizyonlarının başına adeta kilitlendi.Hiç soluk almadan Siirt’te yapılan canlı televiyon yayınını izliyor.Çünkü bu gece sıradan bir gece değil.Siirt’ten bu gece bütün Türkiye üzerine bir güneş doğuyor.Bu güneşin adı İmza” Osmanlı’nın kuruluşunun 700.yıldönümü kutalamalarının yapıldığı yıl aynı zamanda Cumhuriyet’in ilanının da 76.yıldönümünü kutluyoruz.İşte bylesine anlamlı bir yıl dönümü kutlaması yapılırken tam bugüne yetiştirilme sözü verilen devrimden sonraki ilk Türk otomobili gerçekte 2.Türk otomobili üretilmişti.Bu otomobilin adı” İmza” evet “İma”bütün dünyaya da İmza ismiyle tanıtılacak.Bu otomobil,tamamlandığında Siirt’teki fabrikasında yapılıp dünyaya satışa arz edildiğinde Türkiye’nin adının nerelerde duyulacağını,ne kadar reklam yapacağını düşünün bir kere nasıl ki her milletin kendine has bir markası varsa Türk’ün de bundan böyle”İmza”sı olacaktı.Türkler dünyaya otomobille imza atacaklardı.
BEN MÜSLÜMANBİR TÜRKÜM
ALLAH’A ÇOÜK ŞÜKÜR BEN MÜSLÜMAN BİR TÜRKÜM;TÜRK VE MÜSLÜMAN DOĞDUM.TÜRK VE MÜSLÜMAN YAŞAYACAĞIM.
 ANAM BABAM TÜRK VE MÜSLÜMANDIR:DEDEM ATAM TÜRK VE MÜSLÜMANDIR.
 SOYUM SOPUM,TÜRK VE MÜSLÜMAN GELMİŞLER,TÜRK VE MÜSLÜMAN YAŞAMIŞLAR,TÜRK VE MÜSLÜMAN GİTMİŞLERDİR.
 TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK ŞEREFİ,HER ŞEREFTEN YÜCEDİR.
 BENTÜRKÜM, MÜSLÜMANIM,DİNİM İSLÂM,KİTABIM KUR’AN,TANRI’YA İMANIM TAMDIR.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN EN İYİ VE TEMİZ İNSAN DEMEKTİR.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN HERKES İÇİN İYİLİK DÜŞÜNÜR,KÖTÜLÜK BİLMEZ,ELİYLE DİLİYLE KİMSEYİ İNCİTMEZ.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN SÖZÜ ÖZÜNE,İÇİ DIŞINA UYGUN OLUR.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN KİMSEYİ ALDATMAZ,YALAN VE HİLE BİLMEZ.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN FİTNECİLİK YAPMAK,BAŞKASININ AYIPLARINI ARAŞTIRMAZ,ÇEKEMEMEZLİK ETMEZ,DEDİKODU BİLMEZ,KİN TUTMAZ.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN HERKESLE HOŞ GEÇİNİR,KENDİSİYLE HOŞ GEÇİNİLİR.
 TÜRR VE MÜSLÜMAN KENDİSİ İÇİN SEVDİĞİNİ BAŞKALARI İÇİN DE İSTER:KENDİSİ İÇİN SEVMEDİĞİNİ BAŞKALARI İÇİN DE HOŞ GÖRMEZ.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN :ÇALIŞKAN OLUR,TEMBEL OLMAZ;HERKESE YARDIM EDER,HAYRA ENGEL OLMAZ.
 TÜRK VE MÜSLÜMAN CESUR OLUR,KORKAK OLMAZ.
 HER DOĞAN,MÜSLÜMAN DOĞAR,TEMİZ DOĞAR,FENALAR KÖTÜLÜĞESONRADAN SAPAR.
 TANR’IM BENİ TÜRK VE MÜSLÜMAN YARATTIN,TÜRK VE MÜSLÜMAN YAŞAT…
ANA VE BABANIN ÇOCUKLARINA KARŞI GÖREVLERİ
 Çocukların ana ve babalarına karşı ödevleri olduğu gibi,ana ve babaların da çocuklarına karşı birtakım görevleri vardır.
 Anne ve babalar,çocuklarını temiz ve helâl kazançlarıyla tertemiz besleyip büyütecekler,çocuklarının sağlıklarını koruyacaklar;onlara Allah’ı,peygamberi tanıtacaklar,okutacaklar,onların yurdu,milleti için hattâ bütün insanlık için faydalı bir adam olmalarına çalışacaklar;çocukları erkek olsun kızolsun severken bile hepsini bir tutacaklardır.Bunlar ,ana ve babaların görevleridir.
PEYGAMBERİMİZİN MÜBAREK SÖZLERİNDEN
 “Evlilik bereket,çocuk rahmettir.”
 “Evlât kokusu cennet kokusudur.”
 “Çocuklarınız Allah’ın size en güzel hediyesidir.Öyle ise onları haram lokma ile beslemeyin.”
 “Allah’dan korkun ve çocuklarınız hakkkında severken bile adaletten ayrılmayın.
 “Babanın çocuklarına bırakacağı en büyük miras,onu güzel terbiye etmesidir.”
 Komşularına fenalığı dokunanlar iyi mümin değildir.”
ANA VE BABANIN ÇOCUKLARINA KARŞI GÖREVLERİ
 Çocukların ana ve babalarına karşı ödevleri olduğu gibi,ana ve babaların da çocuklarına karşı birtakım görevleri vardır.
 Anne ve babalar,çocuklarını temiz ve helâl kazançlarıyla tertemiz besleyip büyütecekler,çocuklarının sağlıklarını koruyacaklar;onlara Allah’ı,peygamberi tanıtacaklar,okutacaklar,onların yurdu,milleti için hattâ bütün insanlık için faydalı bir adam olmalarına çalışacaklar;çocukları erkek olsun kızolsun severken bile hepsini bir tutacaklardır.Bunlar ,ana ve babaların görevleridir.
PEYGAMBERİMİZİN MÜBAREK SÖZLERİNDEN
 “Evlilik bereket,çocuk rahmettir.”
 “Evlât kokusu cennet kokusudur.”
 “Çocuklarınız Allah’ın size en güzel hediyesidir.Öyle ise onları haram lokma ile beslemeyin.”
 “Allah’dan korkun ve çocuklarınız hakkkında severken bile adaletten ayrılmayın.
 “Babanın çocuklarına bırakacağı en büyük miras,onu güzel terbiye etmesidir.”
 Komşularına fenalığı dokunanlar iyi mümin değildir.”
ALLAH KİMLERİ SEVMEZ
ALLAH,PEYGAMBER SÖZÜ DİNLEMEYEN,HADDİNİ BİLMEYENLERİ SEVMEZ.
 ALLAH,ZALİMLERİ SEVMEZ.
 ALLAH,ANASININ,BABASININ GÖNLÜNÜ KIRANLARI SEVMEZ.
 ALLAH,KARIŞTIRICILARI (BOZGUNCULARI) SEVMEZ.
 ALLAH,MÜSRİFLERİ,ELİNE GEÇENİ ULUORTA SAVURANLARI SEVMEZ.
 ALLAH,HAİNLERİ SEVMEZ.
 ALLAH,ŞIMARIKLARI SEVMEZ,
 ALLAH,KİBİRLİLERİ,GURURLULARI SEVMEZ.
 ALLAH,TEMBELLERİ SEVMEZ.
 ALLAH,İÇİ DIŞI KİRLİ OLANLARI,SÖZÜNDEN DÖNENLERİ SEVMEZ.
 BEN ALLAH’IN YARATTIKLARINI VE BÜTÜN İNSANLARI SEVERİM.BİLİRİM Kİ ALLAH’IN YARATTIKLARINI SEVMEYENLER ALLAH’I SEVEMEZLER.
 ALLAH’IM,SEVDİR BİZE SEVDİKLERİNİ;YERDİR BİZE HEP YERDİKLERİNİ!
DEĞİRMEN
Dağıcık,dağırcık,
Değirmene vardık,
Bir çuval aldık,
Dağıcık,dağırcık,
Bir çuval un aldık,
Unu eve getirdik,
Bir börek yedik. (1)
----------
(1)F Yiğitler
EĞİTİM
Eğitim ve eğitim işini okulun dört duvarı arasında geçen kuru,basit ve pasif bir öğretme işi olmaktan çıkmış onu canlı yaşanan hayatla teması zaruri kılan bir hale getirmiştir.
Ali Seydi OĞUZTÜRK
Patrikhane Ne İstiyordu ?
20.09.2004
Bu Yazı 4 Kez Okundu
Meşrutiyetin ilk yıllarında Rumlar, İttihat ve Terakki Cemiyetinin Selânik'teki umumi merkezine bir program vermişlerdi. Rumlar bu programlarında Kanuni esasinin tadilini,azınlıkların mecliste vekil bulundurabilecek surette seçim kanununun düzeltilmesini ve Rum milleti için Patrikhanenin tekmil imtiyazlarına ve ondan doğan haklara riayet edilmesini istiyorlardı.
Bilhassa Patrikhanenin imtiyazları meselesini kendimce çok mühim gördüğüm için, Rumların bu isim altında istedikleri hakların nelerden ibaret olduğunu esaslı surette anlamak fikri ile, Fenerde Patrikhâneye giderek Rum Patriği Yukavim efendi ile konuştum.
Patrik söyleyeceği sözlerin resmi bir mahiyeti haiz olmadığını bir mütalâadan ibaret bulunduğunu tasrih etmek suretiyle lâkırdıya bağladı.
Patrik, patrikhânede istediği zaman bir mahkeme gibi, istediği kimseyi mahkeme etmek hakkına sahipti. İddia ettiği bu hak şu suretle hülâsa olunabilirdi:
Âdi bir rahibe (papaz) karşı bir dâvâ açılırsa bu dâvâ hukuk işlerine taalluk ettiği surette, memleketteki nizami mahkemelerde halledilmesinde Patrikhânenin bir diyeceği yoktu.
Ceza dâvâsında ise, celp pusulalarının Patrikhâne vasıtası ile tebliğ edilmesini istiyorlardı.
Despot, Piskopos gibi ruhani reisler hakkında Patrikhâne daha ileri gidiyordu. Taşrada bulunan ruhani reislerden biri aleyhine açılacak hukuk ve ceza dâvalarına behemehal İstanbul'da bakılmak lâzım geleceği, metropolitlere öteden beri verilmekte olan beratlarda mevcut sarahat icabından olduğunu
Patrik söylüyordu. Fakat hukuk dâvaları için pek ısrar etmeyerek, yerlerinde görülmesine ses çıkarmayacağı anlaşılıyordu
Ruhani reisler aleyhindeki hukuku umumiye dâvalarının mutlaka İstanbul'da Patrikhânece görülmesinde ve Patrikhâne ne karar verirse,hükümet için icrası mecburi olmasında Patrik ısrar ediyordu.
Patrik efendiye adliyeye emniyetsizlikten mi ileri geldiğini sordum.Emniyetsizlikten değil, 1325 miladi tarihinde toplanan "Ökümenik Sinod"ının(1) mezhebi kararları cümlesinden olduğu için, bu noktada ısrar ettiğini söyledi.
Açık surette meydana çıkıyordu ki, Patrikhâne devlet içinde bir devlet olma iddiasında idi.Bunlar hiç muhakeme ve tenkit etmeden "Tanin"' e aynen yazmakla yetindim.Fakat buna rağmen, bu yazılarım, Rumların hoşuna gitmiyor, bilhassa Rumca gazeteler beni umumi efkarı Rumlar aleyhine kışkırtmakla itham ediyorlardı.
Görülüyor ki,her şeyden evvel vatanın selâmetini düşünen bir Türk sıfat ile, bir müdafaa vaziyetinde idim.Muhtelif unsurların milli gayeler peşinde koymalarından memleket için doğabilecek tehlikeleri hissederek, elimden geldiği kadar ve aklımın erdiği kadar buna mâni olmaya çalışıyordum.Resmi vazife sahibi bir adam değildim. O zamanlar, memlekette inkılâbı yapan cemiyet ile de ALÂKAM VE MÜNASEBETİM YOKTU. Cemiyetten hiç kimse ile münasebette bulunmuyordum.
Hiç kimseden direktif almıyordum.Fakat sırf Türk vatanına bağlılık ve muhabbet şevk ile bir cidale atılıyordum. Bu cidal için ne de evvelden hazırlanmıştım hattâ ne de bu cidal için sürüklendiğimin farkında idim. Elimde bir gazete vardı. Kalbimde vatan aşkı hâkimdi. Etraftan da vatan aleyhinde tecavüz emelleri ve tehlikeler beliriyordu. İşte bu vaziyettedir ki,beni sonsuz bir mücadele içine atıyordu.İmparatorluğu tertip eden unsurların her birine sayıları nispetinde mebus çıkarmak hakkı tanınacaktı. Bu tehlikeye karşı Müslüman-Hıristiyan bayrağını açarak bir cephe alınabilirdi.Fakat ne vicdani kanaatim,ne hislerim beni Müslümanlık idealine sevk etmiyordu.
Zaten "Müslüman" adı altındaki meselâ , Arapların bile, kendi aralarında asla anlayıp birlik kuramayacaklarını gösteren bir çok vakalara ?ahit olmadık mı? (2)
---------
(1) Ekümenik Patrik sözüne dikkat
(2) Hüseyin Cahit Yalçyn"1935 on yılın hikayesi Yakın Tarihimiz Cilt 2 sayı 14 yy 31.05.1962 sh 22
Ali Seydi OĞUZTÜRK
Benim Ülkem Neden Satılık ?
03.09.2004
Bu Yazı 24 Kez Okundu
Son zamanlarda birden bire yabancıların Türkiye'de toprak aldıklarını gazeteler
boy boy yazmakta sahi kim kimin malını satıyor?Bu ülke para ile toprak satın
alınarak mı kuruldu ki,birileri bu ülkede toprak almakla devlet kuracağını
zannedebiliyor.Bir yerin tapusu önemlidir.Ancak bu tapuyu verenler bir gün Türk
Milletine bunu nasıl izah edecekler.Bir zamanlar bir başbakan vardı Bush'u
telefonla aramak veya Bush tarafından telefonla aranmaktan büyük bir zevk duyan
bu başbakanı o Bush kurtaramamıştı.Çünkü Türk Milleti seçimde o başbakan'a
gereken dersi vermişti.Bu gün bu toprakların el değiştirmesi sürecinde İMF'nin
dayatmalarına boyun eğenler yarın gidecekleri ülkeyi açıklasalar da Türk Milleti
rahat etse bari.20 milyon kilometre kare toprağın 19 milyon metrekaresini terk
ettik fakat düşmanlarımız hâlâ 780.000km2 lik bu Anadolu'yu da elimizden
alabilmek için yeniden Sevrler ,Mondroslar imzalamakla meşguller.Tabii ki dün
Londra'da Türkiye'yi paylaşma anlaşmasını imzalayan Avrupalılar bugün bu
anlaşmayı Bonn'da, Lüksembourg'da.Paris'te imzalamaya devam
ediyorlar.
Çanakkale'de üzerimize yürüyen batılılar bugün iktisadi olarak üzerimize yürüyorlar.Lord ürzon'un İsmet İnönü'ye Lozan'da isteklerimizin
tamamını alamadık kalanları bu cebime atıyorum.Harap bir memleket
devralıyorsunuz bizden para almadan kalkınmanız mümkün değildir.İşte o zaman
bütün bunları cebimden çıkaracağım.Demişti.Şimdi Batılılar cebine attığı bu
paketleri AB'ye uyum adı altında üç beş dolarla yapmaya çalışıyorlar.Fakat Türk
Milleti henüz son sözünü söylemedi.Umarım bu memleket yeni bir Vahdettin'le
karşılaşarak ,yeni bir Damat feritle Mondros,Sevr 'i bir daha imzalamak zorunda
kalmadan birileri bu ülkenin şehit kanlarıyla alındığının farkına
varır.Filistin'i satmalarını isteyen Yahudilere 2.Abdulhamid Hayır cevabı
vermişti.Bu gün benim memleketim resmen savaşta değil ama yabancılar barış
yoluyla topraklarımıza yerleşmeye devam diyorlar.Türkiye yeni bir azınlık
meselesi ile mi karşı karşıya kalacak,yeni ruhban okulları mı
açılacak? Türkiye'mizi korumak için iktisadiyatımızın Türk olması gerekir.Siyasi
zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar.İktisadi zaferlerle
taçlandırılmazlarsa bir mana ifade etmezler.Türkiye bu iktisadi esaret zincirini
kırmalıdır.Gün birlikte çalışma zamanıdır.
ANA SAYFA
| SENDE YAZ
| HABERLER
| GENEL BİLGİLER
| ÜSTATLARIMIZ
| FORUM
| İLETİŞİM
YAZARLARIMIZ Yazarımız Ol Ali Seydi OĞUZTÜRK Alkan GÜNDÜZ Anonim Yazılar Atalay Girgin Bahar GEDİK Bekir Necati Cahit KURT Celal KILIÇ Efe YILMAZ Göksu GÖREL Gül ÇİÇEK Hande Ceylan Hüseyin KOÇHAN İsmail TURGAY İsmail CANO Kadir KARAMAN M. Erdoğan Muhammet Yusuf TUNAHAN Mustafa AKSOY Nedret TÜRER Numan BAŞPINAR Nevzat TEKİN Uğur AKAR Ümit ÇETİN Ömren AVCI Rıfat TELLİOĞLU Rüzin İMDAT Salih Emrah GÜNEŞ Yaşar TETİK Yeliz DİNÇER Yunus DERYA Tüm Liste
Ali Seydi OĞUZTÜRK
Patrikhaneinin İhanet Programı
13.09.2004
Bu Yazı 15 Kez Okundu
İstanbul'un fethinden sonra Hırıstiyan alemine en büyük hoşgörüyü göstererek
Rumları,Ortodoks Kilisesini ve patriğini himayesine alarak Ortodoks
olankavimleri Osmanlı İmparatorluğuna dolaylı olarak bağlayan Osmanlı
İmparatorluğunun hoş görüsünün nasıl istismar edildiğinin
belgesidir.
1-Türkleri ezeli düşman olarak Rumlara
tanıtmak.
2-Türklerin en ufak bir hatasını büyüterek.Avrupa'ya
duyurmak,medeni alemi Türklere düşman etmek
3-Türkleri iktisaden
çürütmekbunun için zengin Türkleri sakat ticaret yollarına götürmek,bol faizli
krediler açmak,ağır şartlarla rehin kabul etmek.
4-Türk milletini
ahlâk,milliyet,din ve gelenekleri bakımından çürütmek,bunun için;
a)Küfürler
öğretmek,küfrü Türkler arasında yaymak ve türkleri
laubalilleştirmek,
b)Türkleri zinaya,diğer ahlâksızlıklara,teşvik
etmek,Bilhassa âsil Türk aileleri arasına genç ve güzel Rum kızlarını hizmetçi
ve cariye olarak verip bu aile ocaklarını yıkmak.
c)Gençlere apaş-külhanbeyi
ruhu aşılayarak,Türk geleneklerini çürütmek,gençler arasında kabadayılık ruhunu
yayarak,sevgi ve bağlılıkları kırmak,Onları birbirine düşürmek.Milli terbiyeyi
bokzmak.
d)Argoya beniyen bir kültür dilini Türkler arasında yaymak suretile
milli dil ve duygularını bokzmak.
5-Türkleri dini bakımdan sarsmak
için,hocaları rum zengin ve esnafı vasıtasıyla elde etmek,hocaları içkiye
alıştırmak,hocaları her türlü uydurma inanışlara saptırmak,hocalara yanlış
vakıalar anlatıp,Halk ile hocaların araını açmak.
6-Türk hükamranlığını
baltalamak.Bu işi azar azar geliştirip İstanbul'u ele geçirmek,eski
Konstantiniyyeyi yeniden kurmak.
7-Türk halkı arasına devamlı fitne fesat
sokarak,devletle milletin arasını açmak,isyanlar organize edip zamanında aradan
çekilerek Türkler arasında kardeş kanı akıtmak,komiteler tertip ederek Türk
köylerini basmak.
8-Bir harp sırasında Türk halkını sefalete götürecek her
çareye başvurulacak.Türk topraklarında zahiire ve lüzumlu gıda maddeleri,halkın
elinden süratle gizlice toplanıp adalara sevkedilecek,komşu memleketlere
satılacaktır.Rumtüccarların uğradığı zarar,milli bankalar tarafından tüccara
para olarak ödenecektir.
9-Doktar eve eczacı rumular,Türk hastaları bilhassa
kimsesiz hastaları gizlice zehirleyip öldürecek.Kör,sağır ve sakat ederek saf
dışı bırakmaya çalşacaklardır.
10.türk çiftçisi ağır faizlerle toprağından
edilecek.
11-Devlet adamları ve hakimler rüşvet,ziyafet hatta kadın ikramları
ile Eteryanın emrine alınmalıdır.
12-Fırsat çıktıkça,bilhassa resmi devlet
binalarında yangınlar çıkarmak,ölümlü kazalar yaratmak,harp gemilerinde
yangınlar çıkarmak.
13-Manastırlardaki azizlerin istekleri ve verecekleri
mektuplar,kendi işlerinden önce ilgililere teslim edilecek,aykırı hareket
edenler afaroz edilip kredileri kesilecektir.(1)
-----------
Not:
Edremit'in Cuunda(Alibey) adasında PLapaz İkomos tarafından kurulan akademinin
1884 tarihli ders proğramından özetlenmiştir.
Patrihaneni bugün ısrarla
kullandığı ekümeniz(Cihan Patriği )ifadesi ile Türk Devlitini tanımadığını artık
bütün Türkiye öğrenmelidir.24 Temmuz 1923'te 10 Ağustos 1920'de imzalanan
Sevr'in çöpe tılmasının 79 yıl sonra 12 Aralık 2002 de Kopenga tanzimat fermanı
ile Rumlar yeniden atağa geçmişlerdir.
Sayfa Başı
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlar yazın çok güzel Ali Bey. bu olaylar sadece patrikhane ile sınırlı kalsa keşke. bunu aşmak daha kolay olurdu ama durum bundan da vahim maalesef. işin içerisinde sivil toplum örgütleride var. bir kitap adı yazacağım. sadece tavsiye okursan eğer.
Yazar: Mustafa Yıldırm
Kitap: Sivil Örümceğin Ağında.
--------------------------------------------------------------------------------
numan
Adınız Soyadınız
Yazı İle İlgili Yorumunuz
Copyright © 2004 - 2005
www.fikirmeydani.com
Yayınlanan yazarlara ait yazıların içeriklerinden yazarları sorumludur.
All rights reserved. Network System
Site tasarım barındırma ve yönetim Greennetworks Business Solutions'a Aittir.
ANA SAYFA
| SENDE YAZ
| HABERLER
| GENEL BİLGİLER
| ÜSTATLARIMIZ
| FORUM
| İLETİŞİM
YAZARLARIMIZ Yazarımız Ol Ali Seydi OĞUZTÜRK Alkan GÜNDÜZ Anonim Yazılar Atalay Girgin Bahar GEDİK Bekir Necati Cahit KURT Celal KILIÇ Efe YILMAZ Göksu GÖREL Gül ÇİÇEK Hande Ceylan Hüseyin KOÇHAN İsmail TURGAY İsmail CANO Kadir KARAMAN M. Erdoğan Muhammet Yusuf TUNAHAN Mustafa AKSOY Nedret TÜRER Numan BAŞPINAR Nevzat TEKİN Uğur AKAR Ümit ÇETİN Ömren AVCI Rıfat TELLİOĞLU Rüzin İMDAT Salih Emrah GÜNEŞ Yaşar TETİK Yeliz DİNÇER Yunus DERYA Tüm Liste
Ali Seydi OĞUZTÜRK
Aldığımız Fiyata !
27.09.2004
Bu Yazı 13 Kez Okundu
Sultan Aziz'in 1867 Paris Seyahatinde 3.Napolyon,bir gün Hariciye Nazırı Keçecizade Fuad Paşa'ya bir sohbet esnasında buhrancı bir devreye girmiş bulunan Girit Meselemize bir hal çaresi bulunmak lâzım geldiğini anlatır.
Adayı yunanlılara satıp kurtumamzı(!) teklif eder ve kaça satacağımızı da sormayı ihmal etmez.
Hazırceaplığı ile tanınan Paşa'nın cevabı pek pmeşhurdur.
-Aldığımız fiyata!
Bilindiği gibi Girit binlerce şehidin kanı pahasına alınmıştı.(!)
------------
Türk Dünyası Tarih Dergisi sayı 15 s.35
Kıbrıs'ı verip kurtulalım diyenlere çok güzel bir misal Avrupalı dün Giurit'i yunanistan'a vermemizi teklif ediyordu.Bugün Kıbrıs7ı Yunan'a vermemizi teklif ediyorlar.Yani bu Avrupa'nın isteklerine evet dedikçe her gün yeni tavizler istiyorlar.Keşke her zaman keçecizade Fuad Paşaylar eksik olmasa da Avrupa ağzının payını alsa bir daha böyle bir teklifte bulunmasa.
Sayfa Başı
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlar Bu yazı için hiç yorum yazılmamış! Yorum yazmak için aşağıdaki formu doldurun...
Adınız Soyadınız
Yazı İle İlgili Yorumunuz
Copyright © 2004 - 2005
www.fikirmeydani.com
Yayınlanan yazarlara ait yazıların içeriklerinden yazarları sorumludur.
All rights reserved. Network System
Site tasarım barındırma ve yönetim Greennetworks Business Solutions'a Aittir.
Başlık Buraya Gelecek
|